Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde (CERN) bulunan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda (LHC) yıllardır kaydedilen bazı açıklanamayan olaylar, bilim dünyasında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Fizikçiler, “UFO” olarak adlandırılan sıra dışı ışın kayıplarının karanlık maddeyle bağlantılı olabileceğini öne sürdü.
Bilim insanları, bu olayların uzaylılarla herhangi bir ilgisi olmadığını belirtirken, söz konusu kısaltmanın “tanımlanamayan düşen nesneler” anlamına geldiğini ifade ediyor.
Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda proton demetleriyle yapılan deneyler sırasında zaman zaman beklenmedik ışın kayıpları yaşanıyor. Araştırmacılar, bu olayların hızlandırıcının içine düşen mikroskobik toz parçacıklarından kaynaklanabileceğini düşünüyor.
Ancak dünyanın en gelişmiş ve temiz bilimsel tesislerinden biri kabul edilen LHC’de, bu küçük parçacıkların nasıl hareket ederek proton demetine ulaştığı sorusu henüz tam olarak yanıtlanabilmiş değil.
Kanada’daki British Columbia Üniversitesi’nden fizikçiler Xunyu Liang ve Ariel Zhitnitsky, bu gizemli olayların arkasında özel bir karanlık madde türünün bulunabileceğini öne sürdü.
Araştırmacıların teorisine göre, Dünya’nın içinden geçen yoğun karanlık madde yapıları yer altında çok zayıf akustik titreşimler oluşturabilir. Bu titreşimlerin, onlarca kilometre uzaklıktaki LHC tünellerine ulaşarak hızlandırıcının iç yüzeyindeki mikroskobik tozları harekete geçirebileceği düşünülüyor.
Yerinden kopan bu toz parçacıklarının proton demetine ulaşması halinde ise ani ışın kayıpları meydana gelebiliyor.
Bilim insanlarının üzerinde durduğu karanlık madde adayı, “aksiyon kuark kümeleri” (AQN) olarak adlandırılıyor.
Bu yapılar, klasik karanlık madde modellerinden farklı olarak yoğun ve bileşik parçacık kümeleri şeklinde değerlendiriliyor. Araştırmacılar, bu yapıların çok küçük boyutlarda olabileceğini ancak kütlelerinin oldukça yüksek seviyelere ulaşabileceğini belirtiyor.
Başlangıçta LHC’de görülen gizemli olayların doğrudan AQN’lerden kaynaklanabileceği düşünülse de yapılan incelemeler, bu ihtimalin düşük olduğunu ortaya koydu. Bunun üzerine araştırmacılar, AQN’lerin doğrudan sinyal oluşturmak yerine çevredeki tozları harekete geçiren bir etken olabileceği fikrine yöneldi.
Teorik hesaplamalara göre bir AQN yapısının Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın yaklaşık 100 kilometre yakınından geçmesi bile ölçülebilir etkiler oluşturabilir.
Araştırmacılar, Dünya içerisinden geçen böyle bir yapının oluşturacağı zayıf şok dalgasının LHC’ye ulaşabileceğini ve birkaç mikroskobik parçacığın hareket etmesini sağlayabileceğini belirtiyor.
Bu etkinin, proton demetinde gözlemlenen ışın kayıplarını açıklayabilecek seviyede olabileceği ifade ediliyor.
Bilim insanlarına göre AQN kaynaklı olaylar, LHC kayıtlarında kendine özgü bir iz bırakabilir.
Teoriye göre 27 kilometrelik hızlandırıcı tüneli boyunca iki saniyeden kısa süre içinde en az üç bağlantılı UFO olayının görülmesi gerekiyor. Böyle bir sinyal düzeninin tespit edilmesi, karanlık madde kaynaklı bir etkinin varlığına yönelik önemli bir ipucu olabilir.
Ancak araştırmacılar, bu tür bir bulgunun tek başına karanlık maddenin kesin keşfi anlamına gelmeyeceğini vurguluyor. Alternatif açıklamaların da değerlendirilmesi gerekiyor.
Önerilen teorinin dikkat çeken yönlerinden biri ise yeni bir deney düzeneğine ihtiyaç duyulmaması.
LHC’de hâlihazırda proton demetlerini takip eden ve olası sorunları tespit eden hassas izleme sistemleri bulunuyor. Araştırmacılar, bu cihazların aslında farklı bir amaç için geliştirilmiş olsa da karanlık madde kaynaklı olabilecek etkileri yakalayabilecek hassasiyete sahip olabileceğini düşünüyor.
Araştırmacılar henüz LHC’nin geçmiş kayıtlarını bu teori doğrultusunda ayrıntılı biçimde analiz etmiş değil. Çalışmanın temel amacı, yıllardır biriken verilerde yeni bir sinyal modeli aranmasını sağlamak.
Geçmiş kayıtlarda kısa zaman aralıklarında meydana gelen bağlantılı ışın kayıplarının bulunması halinde, bu durum makroskobik karanlık madde adayları için önemli bir kanıt olabilir.
Bilim insanları, bu yöntemin yalnızca CERN ile sınırlı kalmayabileceğini belirtiyor. Dünyanın farklı bölgelerindeki büyük parçacık hızlandırıcılarının benzer olayları tespit edebileceği ve küresel ölçekte yeni bir gözlem ağı oluşturulabileceği düşünülüyor.
Karanlık madde araştırmaları bugüne kadar çoğunlukla temel parçacıklar üzerine yoğunlaşırken, bu teori daha büyük ve bileşik yapıdaki adaylara odaklanıyor.
Şimdilik bu yaklaşım yalnızca teorik bir öneri olarak değerlendiriliyor. Ancak bilim insanlarına göre yıllardır CERN arşivlerinde bulunan veriler, evrenin en büyük gizemlerinden biri olan karanlık maddenin izlerini taşıyor olabilir.